bizim tarladan bizim eve, isterseniz sizin eve..

   18. yüzyıl uzun savaşların yüzyılı oldu. Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart, ordularının zafere ulaşmasının önünde büyük bir engel olarak yiyecek sıkıntısını görüyordu.
Askerler, taze et bulunmadığı için sadece kurutulmuş ya da salamura et, reçel ve peynir yemek zorunda kalıyorlardı.
Fransa hükümeti, et ve sebzelerin besleyici niteliklerini kaybetmeden uzun süre saklayacak bir yöntem bulana 12 bin franklık ödül vaat etti.
Ödül, şekercilik ve turşuculuk konusunda tecrübeleri olan Fransız  Nicolas Appert’e verildi. Appert, ağzı mantarla kapatılan kavanoz içinde gıdaların sterilize edilip saklanabileceğini göstermiş ve 1809 yılında ödülü almıştır.
her yokluk bir varlığı getirirmiş:)
18.yüzyıldaki konserve ihtiyacı askerlere ve gemicilere yemek sağlamaktı. Bugün ise sağlıklı beslenebilmek , mevsimsel lezzetleri farklı zaman dilimlerinde hatırlamak, yemek hazırlığı yaparken hız kazanmaya hizmet ediyor.
Son on yıldan beri başta oğlum için babamın Karaburun’da ürettiği ürünleri işleyerek daha uzun kullanma süreleri ve lezzeti koruma adına konserve ve şuruplar üzerine çalışıyorum. Sınırlı sayıda olsa da ürünleri sizlerle (özellikle çocukları olan ailelerle) paylaşmaya çalışıyorum. En çok karşılaştığım falanca markette neden yok, şu cafede bu limonatanın olması lazım… gibi tepkiler oldu.Bu şekilde çalışamamızın en büyük sebebi işlenen hammadde üretiminin kısıtlı olması.
 Bizim ev üretimlerinin en büyük özelliği özel üretim hammade kullanımı ile hammadde özelliğine göre geleneksel yöntemler kullanılarak işlenmesidir.









Yorumlar

Popüler Yayınlar